15 Ağustos Atılımı ve ilk komutanlar Agit, Bedran, Şiyar, Erdal ve Sarı İbrahim’ler

134
GÖRÜŞLER

Bu insanlar gerillacılık yaptılar, iki-üç kişiyle hareket ettiler. Görev gerekti komutan oldular, daha fazla görev gerekti daha büyük komutan oldular. Hangi sorumluluk gerekiyorsa onu üstlenmekten geri durmadılar.

15 Ağustos Atılımı 35. yılına giriyor. O tarihi eylemde yer alan birlikte savaştığınız, mücadele ettiğiniz o ilk komutanlar, gerillaların neredeyse hepsi şehit düştü. O sürecin gerillaları başta olmak üzere, Agit, Bedran, Şiyar, Erdal ve Sarı İbrahim’leri anlatabilir misiniz?

Bireysel olmaktan çok bütünlüklü olarak o zamanki gerilla duruşunu; özellikle yürüyüşünü, o duruşun ruhunu, iradesini, gerçekten de hep hatırlamak canlı tutmak, gerillaya, partiye, topluma yeterli düzeyde yaymak gerekiyor. Çünkü o müthiş bir ruh ve coşkuydu.

Şöyle anlaşılması doğru değildir: Her şey çok güzeldi, herkes mükemmeldi; hiçbir sorun yoktu, engel yoktu, her şey  coşkuyla oluyordu. Hayır, böyle anlaşılırsa kesinlikle bu doğru değil, tersi doğrudur. Sorunlar çok daha fazlaydı, zorluklar daha ağırdı, imkanlar hiç yoktu. Onun için her şey dişle tırnakla sökülüp kazanılan türdendi. Zaten mücadele edenin mücadeleciliğini, gerillacılık yapanın gerillacılığını, komutanlık yapanın komutanlığını anlamlı kılan, yüce kılan, büyük kılan, o zorluklarla, engellerle, imkansızlıklarla mücadele ederek bütün bunları yaratmış olmasıdır. Onları gerçekten de büyük kılan buydu. Bunun böyle anlaşılması lazım. Maddi imkanlar yoktu, düşman saldırıları çoktu öyle hiçte az değildi; tecrübe yoktu, halk ilişkisi yoktu, gerçekten de her şey insan iradesiyle, büyük çabayla yaratılmak durumundaydı.

Onun yanında zayıf yaklaşımlarda vardı; bireyci, tasfiyeci, orta yolcu, tepkici duruşlar vardı. Geri çeken eğilimler vardı. Oportünizm olarak değerlendirilebilecek durumlar, etkilerde vardı. O dönemde gerilla homojen, net değildi, hepsi aynı ruh, aynı anlayışta da değildi. Fakat bunlar az ve sınırlıydılar. Çünkü büyük bir eğitim hareketinin sonucunda gelmişlerdi. Kendi iradeleriyle, kararlılıklarıyla gelmişlerdi. Ama gerilla ve savaş ortamına girince, onun zorluklarıyla karşılaşınca, bir de bu süreçte 24 saat gerillacılık ve uzayan bir süreç olunca, zayıflamalar, irade kırılmaları, bireyci davranışlar, geriye çekilme eğilimleri, bu temelde sorun yaratan duruşlar da sınırlı sayıda olsa da ortaya çıkıyordu ki, onlarda moral bozucu oluyordu.

O dönemin gerillacılığı bunlarla mücadele ederek gelişti. Bir taraftan içteki bu umutsuz, moralsiz, bireyci, geriye çeken eğilimlere karşı Önderlik çizgisini uygulamak, Kürdistan’ı özgürleştirmek için gerilla hamlesine yönelmek gibi bir boyutu olduğu kadar, bir de azgın düşman saldırılarına karşı, tarihin intikamını almak, insanlığın intikamını almak için, katliamlarda, soykırımda yaşamını veren Kürdistan şehitlerinin intikamını almak için büyük bir iradeyle, inatla, iddiayla insanlar yürüdüler. Bunu kendilerine görev bildiler, sorumlu gördüler. Örneğin ‘parti talimat verdi, Önderlik talimat verdiler de yaptılar’ denemez. Öyle bir talimat gücü yoktu. Önderlik yurtdışındaydı. Kime talimat verebilirdi ki! Talimat verse bile o talimatı etki gücü ne kadar olabilirdi? Çünkü parti yeni örgütleniyordu. Bu insanlar inandılar, anladılar, görev ve sorumluluk üstlendiler onunla yürüdüler.

Önder Apo, “Ben talimatı nereden alıyorum, siz de oradan alın” diyordu. Gerçekten de aldığı yerden talimat aldılar. Önderlik gerçeğini öyle anladılar. Devrimciliği, yurtseverliği böyle anlayıp benimsediler ve katıldılar. Tarihten aldılar, yurtseverlikten aldılar, devrimcilikten aldılar. Özgür yaşama tutkularından talimatı aldılar ve onların gereklerini yerine getirmeye çalıştılar. Öyle olağanüstü insanlar değillerdi. Ama inançlı, tutkulu, cesur, fedakar, kahraman insanlardı. Öyle söylemek lazım. Gökten düşmüş değillerdi, ama özür yaşamın gereklerine inanmış, Kemal Pir yoldaşın değişim ile “Özgür yaşam uğruna ölecek kadar bağlanmış” durumda olan insanlardılar. Öyle anladılar ve öyle yürüdüler. Hepsinin zayıflıkları ve sorunları vardı. Fiziki olarak azlıkları vardı, ama onlara rağmen yürüdüler. Yani süpermen değillerdi. Ama gözü pek, inançlı, iradeli devrimci militandılar, Apoca militandılar. Gerillacı ve komutandılar. Öyle oldular, öyle yürüdüler.

EGİT İNANCI VE İRADESİYLE BÜYÜDÜ 

Agit yoldaş öyleydi. Herkes tanıyor. O resmiyle görünüyor. Öyle olunca çok heybetli zannediliyor, yok kısa boylu, tıknaz vücutlu bir insandı. Fiziki zorlukları vardı, ayakları düz tabandı; öyle çok yürüyebilen birisi değildi, ama en çok yürüyen, işi yürümek olan, ayağıyla iş yapan gerillanın birinci komutanı oldu. Bunu neyle yaptı? İnancı ve iradesiyle yaptı. Ona göre tarz geliştirdi yaptı.

Şunu idrak etmişti: Nasıl yaşamak gerekli, onurlu, özgür, doğru yaşam; bu savaşı vermek, gerillacı olmak, komutan olmak gerekiyorsa ve bunu yapmaktır. Bunu anladı ve yaptı.

Ramazan Kaplan (Celal Hoca) yoldaş vardı, o böyle söyledi. DDKD’den bize geçmişti ve PKK’yi benimsemişti, biraz aydındı. “Bir gün anladım ki, bütün bunları yapmak bize düşüyor. Ben her türlü göreve hazırım” dedi. 1 Mayıs 1985’te Şirvan’da şehit düştü. Saygıyla analım. O da 15 Ağustos Kahramanlık Atılımı’nın şehitlerindendir. O söz anlamlıydı. Kendilerine görev bildiler. Bütün diğer yoldaşlar öyledir.

BEDRAN ÖFKE DOLUYDU

Bedran yoldaş, (Mehmet Sevgat) Hilvan-Siverek Direnişlerinin en çok tecrübe edinmiş komutanlarından birisiydi. Hilvan ve Siverek’i 12 Eylül darbesi ezdiğinde manevi ve psikolojik olarak çok etkilenmişti. Çok öfke ve tepki doluydu. Uzun süre o öfke ve tepki rahat hareket etmesini, doğru hareket etmesini engelledi. “Acaba bunların intikamı alınabilir mi?” sorusunu hep kendisine sordu. 15 Ağustos eyleminden sonra rapor yazdı. “Uzun süre ben bunlara inanmadım. Önderlik, parti; ‘ülkeye dönülecek ve gerilla ordusu kuracağız, savaş yapacağız, kazanacağız’ derken, ben acaba olabilir mi, sorusunu hep kendi içinden sordum” dedi. “Gerçekten olabilir mi, biz yurtdışına çıkmışız, nasıl yapılabilir bu? Kendimi inandırmak için çok çaba harcadım. Bu beni hep bir iç mücadele içerisinde tuttu ve o sıkıntılı duruşum buradan kaynaklandı” dedi.

Ama ülkeye dönüş oldu, gerillayı örgütlemek için hareketler oldu ve 15 Ağustos Eruh eyleminde birim komutanı olarak yer aldı. Eylem olunca “ben inandım ki, söylenenlerin hepsi doğruymuş ben göremedim, anlayamadım” dedi ve ondan sonra daha önceki pratiğinde olduğu gibi, büyük bir iradeyle ve coşkuyla mücadeleyi yürüttü.

Bedran yoldaş çok kısa boylu bir arkadaştı. Agit arkadaştan daha da kısaydı. Yaşama hep pozitif bakan biriydi. Nasıl diyelim, coşkusunu, heyecanını çok kaybetmeyen bir insandı. Sıkıntıları olsa da fazla dışarıya yansıtmamaya çalışan oldukça yurtsever, Urfa-Hilvan-Siverek yurtseverliğini edinmiş, pratikte büyük tecrübeler kazanmış bir arkadaş olarak rol oynadı.

ERDAL, EGİT’İN YARDIMCISIYDI

Erdal arkadaş, Maraş-Pazarcığın yarattığı komuta zincirini takip eten birçok Erdal oldu. Engin Sincer yoldaşa Önderlik sahasına gelince Önderlik “Senin ismin nedir?” diye soruyor. Erdal arkadaşlarla akrabalığı da olunca “O zaman ismin Erdal olsun” diyor. Onlar ikinci, üçüncü Erdallar oldular. Mustafa Yöndem esas birinci Erdal oluyor. Uzun boyluydu. 80 yılı öncesinde de o Antep-Maraş hattındaki eylemlerde yer almıştı. Eğitimde önemli bir düzey kazandı. Oldukça derin düşünen, olgun, etrafını etkileyen, insanlara yön verebilen bir karakteri vardı. Askeri bakımdan önemli bir tecrübe edinmişti. Askeri dehası iyiydi. 14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliğinde Ağit arkadaşın yardımcısıydı. Ondan sonra da Botan’daki savaşta oradan aldığı bilinçle de en üst düzeyde bir komuta gücü olarak yer aldı, görev yürüttü.

ŞIYAR ARKADAŞ PARTİ İÇİNDE BÜYÜDÜ

Şiyar (Kazım Kulu) arkadaş, genç bir arkadaştı. Şiyar arkadaş, Sarı İbrahim arkadaş yurtdışına çıkan askeri güçlerimizin gençlik birliğiydiler. Gençlik kadrolarıydı. Kara Ömer arkadaş da öyleydi. Hepsini saygıyla analım. Kara Ömer yoldaş “Biz PKK’nin gençlik kolluyuz” diyordu. Gerilla içerisinde Behdinan’da, Botan’da hareket eder savaş yürütürken, genç arkadaşlar için ve kendisi için öyle diyordu. “Biz PKK’nin gençlik kollarıyız, gençlik birliğiyiz” diyordu. Öyle yürüyen arkadaşlardandı. Şiyar arkadaş parti içerisinde büyüdü, fizik olarak da parti içerisinde büyüdü. Eğitimini, örgütlenmesini de oradan aldı. Dersim insanının o yiğitliğini, coşkusunu, yurtseverliğini hep taşıdı. Duygusal bir yapısı vardı. Derler ya ‘insan canlısı’, gerçekten de öyleydi. Esas olarak da kişiliğini de gerilla savaşı içerisinde kırsal alandaki gerilla savaşı içerisinde buldu. Yoksa Lübnan sahasında o geri çekilme dönemindeki eğitiminde daha yeni öğrenen, olgunlaşan bir yapıdaydı.

İBRAHİM ARKADAŞ TAM BİR GERİLLACIYDI 

İbrahim (Ramazan Toptaş) arkadaşta öyleydi. İbrahim arkadaşlar sanıyorum konferans ardından yurtdışına Mizgin arkadaşlarla çıktılar. Genç arkadaşlardı. Henüz 13-14 yaşlarındaydılar. Mizgin arkadaşta öyleydi. Geldiler ve konferans sonrası ülkeye dönme hazırlığını yapan üç ay süren askeri birliğin eğitimine katıldılar. Hiçbir gün bile geride kalmadılar. İbrahim ve Mizgin arkadaşlar da öyleydi. Ülkeye döndüler ve gerçek kimliklerine, kişiliklerine ülkedeki gerilla direnişine kavuştular. Ayak basmadıkları Kürdistan coğrafyası kalmadı. Güney’den girdiler, Dersim’e gittiler. Hele hele İbrahim arkadaşın gitmediği hiçbir bölge kalmamıştır. Tam bir gerillacıydı, avcı koluydu. Son derece hareketli, yerinde durmayan, öyle yerleşikliği sevmeyen, sürekli düşmanın peşinde dolaşan ve avlayan bir karakteri de vardı.

Şiyar arkadaşta öyleydi. Hemen hemen Kuzey Kürdistan’ın bütün bölgelerinde bulundu. Belki bir iki bölgeye gitmemiştir, ama onun dışında tüm bölgelere gitti.

Bu insanlar gerillacılık yaptılar, iki-üç kişiyle hareket ettiler. Görev gerekti komutan oldular, daha fazla görev gerekti daha büyük komutan oldular. Hangi sorumluluk gerekiyorsa onu üstlenmekten geri durmadılar. Ama yıllarca her gün 24 saat gerillacı olarak yaşadılar, çalıştılar, özgür yaşadılar. Onun söyleyebilirim. Gerillacı olarak yaşamak Kürdistan’da özgür yaşamaktı. Gerillacı olarak durmak, özgür durmaktı. Öyle başka türlü de özgür olmanın, özgür yaşamanın yolu yoktu. Özgür insanları temsil ediyorlar. Özgür erkeği, özgür kadını bu yoldaşlar temsil ediyorlar. Öner Apo’nun izinde Kürdistan’da özgürlüğe adım atan ilk erkekler ve kadınlar oluyorlar. Bu gerçeği böyle bilmemiz ve anlamamız gerekiyor. Bir kere daha bu vesileyle hepsini saygı ve minnetle anıyorum.

Kaynak: Yeni Özgür Politika

Sonraki Yazı

Sanal Medya